Anasayfa / Genel / Ramazan: Kalbin Yeniden İnşası

Ramazan: Kalbin Yeniden İnşası

Her yıl aynı takvim yaprağına bakıyoruz; ama aslında her Ramazan, başka bir insan olarak giriyoruz o aya. Zaman değişiyor, şehir değişiyor, gündem değişiyor; fakat insanın içindeki arayış değişmiyor. Ramazan işte tam oraya, insanın içindeki o susmayan arayışa dokunuyor.

Ramazan’ı yalnızca aç kalmakla tarif etmek, bir okyanusu avuçla ölçmeye benzer. Oruç, bedenin terbiyesi kadar, zihnin ve kalbin de disiplinidir. Gün boyu sofradan uzak duran insan, aslında kendine yaklaşır. Çünkü modern çağın en büyük problemi, insanın kendine yabancılaşmasıdır. Ramazan, bu yabancılaşmaya verilmiş ilahi bir moladır.

Bugün şehirler hiç olmadığı kadar kalabalık; ama insanlar hiç olmadığı kadar yalnız. Ramazan, bu yalnızlığı cemaatle buluşturur. Aynı saatte susayan, aynı ezanla iftar eden, aynı sevinci paylaşan bir topluluk bilinci inşa eder. İftar sofraları yalnızca yemek yenilen masalar değil; gönüllerin yan yana geldiği mekteplerdir.

Oruç insana sabrı öğretir. Sabır ise sadece beklemek değildir; doğru yerde, doğru şekilde durabilmektir. Gün boyu susuz kalan insan, aslında iradesini güçlendirir. Tüketim kültürünün “hemen şimdi” dayatmasına karşı, Ramazan “bekle” der. Bu bekleyiş, insanı olgunlaştırır.

Ramazan aynı zamanda muhasebe ayıdır. İnsan, bir yıl boyunca biriktirdiği kırgınlıkları, ihmalleri, hataları bu ayda gözden geçirir. Teravihlerde saf tutarken, sadece omuz omuza durmaz; vicdanıyla da yüzleşir. Affetmeyi ve af dilemeyi öğrenir. Çünkü bilir ki kalp, kin taşıdıkça ağırlaşır.

Bu ayda zekât ve fitre sadece bir ibadet değildir; sosyal adaletin sessiz ama güçlü çağrısıdır. Açın hâlinden anlamak, yoksulun kapısını çalmak, paylaşmanın bereketini görmek… Ramazan, bireysel bir ibadeti toplumsal bir sorumluluğa dönüştürür.

En önemlisi de şudur: Ramazan bize sınırlarımızı hatırlatır. Acıkırız, susarız, yoruluruz. Ve anlarız ki insan sınırsız değildir. Bu farkındalık, kibri törpüler. İnsan, acziyetini kabul ettikçe yücelir.

Belki de bu yüzden Ramazan, sadece takvimdeki bir ay değildir. O, insanın kendine dönüş yolculuğudur. Gürültünün içinden sükûta, dağınıklığın içinden toparlanmaya, karanlığın içinden aydınlığa yürüyüştür.

Her Ramazan bize aynı soruyu sorar:
“Gerçekten neyin peşindesin?”

Ve her Ramazan, cevabı kalbimizin derinliklerinde aramamızı ister.

İşte bu yüzden Ramazan, sadece oruç değil; bir inşa sürecidir. Kalbin yeniden inşasıdır.

Cevap bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir