ADD’ den Çelenk Bırakma Töreni
Gazeteabc/ Haber: Adiviye ElbaşBursa Atatürkçü Düşünce Derneği tarafından 30 Ağustos Zafer Bayramı kutlamalarında Atatürk Anıtı önünde çelenk bırakma töreni gerçekleştirildi.
Tören sonrası konuşma gerçekleştiren Gürhan Akdoğan: “Emperyalist devletler Mondros teslimiyet antlaşması ile Anadolu'yu işgal ederek pasta gibi
bölmüşler, kanlı çizmeleriyle vatan toprağını ezmişlerdi. Vatan, işporta tezgahında satışa çıkarılmış mal misali kapanın elinde kalıyordu. Vahdettin saltanatını devam ettirmek için İngilizlerden medet umuyor, soysuz Damat Ferit kurtuluş mücadelesini baltalamak için canlarını hiçe sayan Mustafa Kemal'in askerlerine karşı Yunan'dan aldığı destek ile ihanet ordusu kurmakla meşguldü. Bütün olumsuzluklara rağmen ve yedi düvele inat çakmak çakmak mavi gözlü dev, uzun bacakları üstünde yaylanarak ve karanlıkta akan bir yıldız gibi kayarak Kocatepe'den Afyon ovasına
atlıyordu. "Vatanın her karış toprağı, vatandaşın kanıyla ıslanmadıkça terk edilemez" "Ya İstiklal ya Ölüm”diyen Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk, tarihte eşi benzeri görülmemiş bir başarıyla emperyalizmin maşası Yunan askerlerini önlerine katarak İzmir'in serin sularına döküyordu. Ulusal Kurtuluş Savaşımız, Ulusumuzun, yüzyılın dâhisi ve tarihin en büyük devrimcisi Gazi Mustafa Kemal Atatürk liderliğinde kadını, erkeği ve çocuğuyla verdiği topyekûn mücadelenin destanıdır. Bu destan; 8 yaşındaki Ömer oğlu Hüsnü'nün, 58 yaşındaki Mehmet Onbaşı'nın, Ilgaz dağlarında donarak şehit düşen Şerife Bacı'nın ve daha on binlerce vatan sevdalısı Kuvayı Milliye kahramanının asil kanları ile yazılmıştır. Bu destan; kurtuluş mücadelesi için stratejik öneme sahip Çiğiltepe'yi 30 dakikada alacağım diye söz veren, fakat dediği saatte alamadığı için intihar eden Albay Reşat'ın onurlu duruşudur. Bağımsızlığımız ve Cumhuriyetimiz bu destanın kutlu ürünüdür ve en kıymetli hazinemizdir. Bizi bu hazineden mahrum etmek isteyen dahili ve harici bedhahlarımız da ihanetlerini sürdürmektedir, görevimiz bellidir ve elbet yapılacaktır. Coğrafyamızda Üniter Ulus Devlet ve Laik Cumhuriyet olmayan, Ulusal bütünlüğünü ve Dil Birliğini sağlayamayan ülkelerin ne halde oldukları ortadadır. Türkiye Cumhuriyeti 102 yıldır bütünlüğünü korumayı ve barış içinde yaşamayı başarabilmişse bunu, 30 Ağustos Zaferine ve Cumhuriyetimizin namus ve liyakatle yoğrulmuş sağlam hamuruna borçludur.
Nazım'ın "Ateşi ve ihaneti gördük" dediği o günlerin emperyalist işbirlikçisi hainlerinin bozuk tohumları bugün de aynı alçaklıkları sürdürüyorlar. Sümüklü soytarılara mürit olup "Keşke Yunan kazansaydı" diyen vatansızları mürşit belleyenlerin sonu da elbet hüsran olacaktır. Falih Rıfkı Atay'ın dediği gibi; "Nemiz varsa; bağımsız bir devlet kurmuşsak, hür vatandaş sıcağını duyuyorsak, belki nefes alıyorsak; hepsini, her şeyi 30 Ağustos Zaferi'ne borçluyuz. ABD emperyalizmi BOP uyarınca 22 Ekim 2024 tarihinde ağırlaştırırmış müebbet mahkûmu hain PKK elebaşının TBMM'ye davet edilmesi ile başlatılan yeni açılım sürecinde günlerdir, PKK adlı hain terör örgütünün silah bırakma törenini ihanet manifestolarını arkasından terörsüz Türkiye tatlandırıcılı zehir projesini izledik, izliyoruz. Sözde "Kurucu Önder"liğe terfi ettirilen dünün "Bebek Katili"nin, görüşmelerde devletimize "Kürt ve Türk halklarının kurucu unsur olduğu yeni devlet kurulmalı", "Bölgesel özerklik öne sürdüğü, Üniter yapımızdan, tapu senedimiz Lozan'dan, Anayasamızın 42. ve 66. maddelerinden vazgeçmemizi, yani neredeyse örgütünün değil, Cumhuriyetimizin feshedilmesini istediği, buna rağmen sürecin sürdürüldüğü de ortadadır. ABD'nin de taşeronu sözde "Kurucu Önder"in de hedefleri; 1923 Cumhuriyet Devriminizdir, Laik ve Üniter Ulus Devletimizdir, Ulusal Bütünlüğümüz ve Dil Birliğimizdir, BOP haritasını hayata geçirmek ve ülkemizi bölmektir, bu gerçekleri bilmeyen de yoktur.
Bu bağlamda, kamuoyuna "Terörsüz Türkiye" adıyla sunulan sürecin; kimi dillere pelesenk olmuş "eşit yurttaşlık" ve "anadilde eğitim" talepleri, Trump'ın açıklamaları ve kendini sömürge valisi sanan Büyükelçi Barrack'ın Türkiye'ye rejim önerme hadsizliği ile birlikte değerlendirildiğinde ziyadesiyle endişe verici bir seyir izlediğini görmemek olanaksızdır. Ve kimse aklından çıkarmamalıdır; "Türkiye Cumhuriyeti, laik ve üniter bir ulus devlettir, ilelebet payidar kalacaktır" "Türkiye Cumhuriyeti... Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk devletidir" ve öyle devam edecektir. "Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçedir...", tartışılamaz. "Atatürk Milliyetçiliği dahil bütün Atatürk ilke ve devrimleri devletimizin kuruluş felsefesi, Cumhuriyetimizin kilit taşıdır, terk edilemez. "Türkiye Cumhuriyeti'ni kuran Türkiye halkına Türk Milleti denir. Bugün yurdumuzda başımız dik, özgür ve bağımsız yaşamamızı sağlayan, kanları ve canları pahasına bize bu vatanı armağan eden ebedi başkomutanımız MUSTAFA KEMAL ATATÜRK ve İSMET PAŞA, ile silah arkadaşlarına aziz şehit ve gazilerimize sonsuz şükranlarımızı ve minnetimizi, tekrarlıyoruz. Ruhları şad olsun; ışıklar içinde uyusunlar. Yeniden Atatürk Cumhuriyet'ine ulaşma kararlılığımızı yineliyor, 26 Ağustos Büyük Taarruz ve 30 Ağustos Zaferimiz' in 103. yılını kutluyoruz.” dedi.